BALKAN İNCİLERİ

Rumeliye Yeniden Merhaba

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür
Anasayfa SEÇİLMİŞ YAZILAR - Türkiye’nin Balkanlar’daki Doğal Diasporası

- Türkiye’nin Balkanlar’daki Doğal Diasporası

Türkiye’nin Balkanlar’daki Doğal Diasporası

Cüneyt YENİGÜN • MOSTAR DERGİSİ 56. Sayı / http://www.mostar.com.tr/

Türkiye Balkanlar’da politika yürütürken, o ülkedeki diasporayı da önemseyerek her ülke için terzi misali bir politika yürütüyor. On yıl öncesine dek sadece Türkleri önemsemeye çalışan Türkiye, artık bölge ülkelerindeki Müslüman halkları da kazanma yoluna girdi.

Günümüzde devletlerin dış politikalarını yürütürken yükselen aktör olan diasporaya da önem vermek zorunda oldukları çeşitli vesilelerle ortaya çıkıyor. Kısaca yurtdışında yaşayan etnik, dinî, tarihsel birlikteliğin olduğu, “biz” duygusunun paylaşıldığı azınlıklar olarak tanımlanabilecek olan bu gerçeklik hep vardı; ama Soğuk Savaş döneminde dış politikada ideolojiler öncülleştirildiği için diaspora da arka planda ve gölgelenmiş durumdaydı. 91 sonrasında ise devletlerin dış politika önceliklerini ideolojiler değil, daha çok ulusal çıkarların belirlemesiyle birlikte diasporanın da önemi arttı. Diaspora bir yandan orijin ülkeye dışarıdaki azınlıkların haklarının korunması gibi bir misyon yüklerken, diğer yandan o ülkeye dış politikasını yürütürken yardımcı bir rol oynuyor.

Çevresinde ve dünyada artık hemen herkes tarafından, en azından “bölgesel güç” veya “yumuşak güç” olarak kabul edilen Türkiye’nin doğu ve batısında böyle bir diasporanın olduğu da son 20 yılda fark edildi. Arap milliyetçiliği, hatta kabileciliğin yaygın olduğu ve krallıklarla yönetilen Araplar arasında lobi gruplarını harekete geçirmek oldukça zor olduğundan, Türkiye özellikle son 7 yılda yönetsel elitler arasında bir denge ve barışçıl güç politikası yürütmeyi başardı; ama kargaşalar ortamı Ortadoğu’da bu politikayı sürdürmek oldukça zor bir satranç oyunu gibi. Buna rağmen Türkiye Ortadoğu’da bunu başarabilen herhalde yegâne güç. Buna karşın Balkanlar, Türkiye için daha kolay bir arena ve bu bölgeyi Türkiye için kolaylaştıran en önemli faktörlerden biri de, bölgedeki Müslüman ve Türk azınlıkların varlığı.

Balkanlar etnik ve dinî açıdan dünyanın en heterojen bölgelerinden birisi. Eğer ayrıştırıcı politikalar bölgeye hâkim olursa, 1992 Bosna ve 1999 Kosova savaşları, 2001 Makedon ve 1985-9 Bulgar çatışmalarında olduğu gibi bölge kan gölüne dönüşebilir. Ama birleştirici ve çok kültürlü zenginlik politikaları bölgeye yayılabilirse, “Osmanlı barışı” diye adlandırılan dönemde olduğu gibi büyük bir zenginlik ve tolerans cennetine dönüşebilir. Böylece tüm Balkanlar hem kendi içinde ekonomik, sosyal ve siyasal bir dinamizm yakalayabilir, hem de çevresine her manada örnek olma bazında faydalar sağlayabilir. İşte Balkanlar’ın bu dinamizmi yakalamasında yardımcı olabilecek iki komşusu var: AB ve Türkiye. AB’nin ekonomik olarak güçlü olmasına rağmen etnik, tarihsel, kültürel ve sosyal açıdan bölgede Türkiye kadar etkin olabilecek bağları yok. Buna karşılık zaten bir Balkan ülkesi olan Türkiye ise bu avantajların hepsine sahip. Zaten AB de Balkanlar’da ancak Türkiye ile birlikte hareket ederse başarılı olabileceğini özellikle son 5 yılda çok daha iyi anlamış durumda.

Türkiye Balkanlar’da politika yürütürken, o ülkedeki diasporayı da önemseyerek her ülke için terzi misali bir politika yürütüyor. On yıl öncesine dek sadece Türkleri önemsemeye çalışan Türkiye, artık bölge ülkelerindeki Müslüman halkları da kazanma yoluna girdi. Soğuk Savaş sonrasında zaten etnik milliyetçiliğin atıldığı Balkanlar’da güçlü olmak isteyen bir Türkiye’nin de izlemesi gereken en akılcı yöntem, “milliyetçilik üstü bir diaspora” anlayışı olmalıydı. Zaten kendini Osmanlı’nın yadigârı olarak gören bölge Müslümanları da uzun zamandır bunu istiyordu. Türkiye bunu yaparken kendine yakın olan azınlıklara, içinde yaşadıkları topluma entegre olmalarını tavsiye ederek, bölge devletlerini de gücendirmemeye özen gösterdi. Bu politika ve diasporanın sayesinde Türkiye varolan bu gücünü, Türkiye’nin nüfuz alanına dönüştürdü. “Yakındaki bölgesel güç (Türkiye), uzaktaki süper güçten (ABD) daha etkindir” tezini kanıtlarcasına, Türkiye Balkanlar’da etki alanını oldukça kuvvetlendirdi.

Türkiye Balkanlar’daki bağımsızlıkları tanıyan ilk ülkelerden biri olduğundan Sırbistan hariç tüm bölge devletleri tarafından kendilerine yakın hissedildi. Örneğin Makedonya’yı Yunanistan’a rağmen, resmî ismiyle (Makedonya Cumhuriyeti) tanıyan tek ülke oldu. Bu yüzden dinî ve etnik yakınlığı olmamasına rağmen Makedonya hükümetleri hâlâ Türkiye’yi en yakın dostu olarak görürler. Kendini Sırp sayan Karadağ da kendini ilk tanıyan devletlerden biri olan Türkiye’ye gayet sıcak bakmaktadır. Kosova da, arkasında bulunan 5 bayraktan biri olan Türk bayrağının önünde bağımsızlığını ilan etmiştir.

Esasında Balkanlar’ın çoğu bölgesinde etnik kimlik, yüz elli yıl öncesine dek olduğu gibi din ayracıyla anılmaktadır. Bosna savaşı sırasında Sırplar, Boşnaklar’ı “Osmanlı çocukları” diye bağırarak öldürüyorlardı. Bu yüzden Arnavut ve Boşnaklar her ne kadar farklı bir etnisiteden dahi olsalar, Müslüman olmalarını Osmanlı’ya dayandırır ve bu yüzden de Osmanlı çocukları olarak görülürler. Zaten Balkanlar’da “Osmanlıcılık” veya “Osmanlılık” da etnisiteye değil, dine ve diğer dinden olanlara da toleransa uygun olarak kurulmuştu. Bugün Türkiye bölgedeki azınlık halklarına veya Arnavutluk ve Bosna’da olduğu gibi çoğunluk halklarına her ikisini de bir araç (hatta belki de bir misyon) olarak kullanırken, diğer yandan bu iki özelliğin olmadığı diğer devletlere de ortak tarih, coğrafya, kültür ve çıkar araçlarını kullanarak iyi ilişkiler kurabilmiştir.

Bu pencereden bakıldığında çoğunluğu Müslüman olan 3 devlet, Arnavutluk, Bosna Hersek ve Kosova etnisite hariç diğer tüm değerlerde bir ortaklık arz ettiğinden Türkiye’nin dostları olarak gözüküyorlar. Diğer heterojen ülkelerde ise Türkiye’nin doğal diasporası olarak görülen Müslüman ve Türk azınlıklar bulunuyor. Bulgaristan’da % 9,5 Türk ve % 5 Rom, Pomak ve diğer Müslümanlar; Makedonya’da % 26 Müslüman Arnavut ve % 4 Türk; Yunanistan’da % 2 Türk, % 6 Müslüman Arnavut; Karadağ’da % 28 Boşnak ve Arnavut Müslüman, Romanya’da % 1 oranlarında Türk yaşıyor. Tüm Balkanlar’da toplam 1,5 milyon Türk ve 8 milyon Müslüman yaşıyor. Türkiye’nin de desteğiyle Bulgaristan’da Hak ve Özgürlükler Hareketi (HÖH) 1991’den beri 2 kez hükümette bulundu, birçok bakanlık ve hatta başbakan yardımcılıkları aldı; 2009 seçimlerinde HÖH % 14,4 ile parlamentoda 38 sandalye elde etti. Bu seçimlerde HÖH Türk olmayanlardan da aldığı % 4 oy ile etnik bir partiden ulusal bir partiye dönüşme başarısını gösterdi. Romanya’da Türk azınlığa parlamentoda 1 sandalye hakkı verildi. Yunanistan’da ise % 3 barajına rağmen Türkler diğer partilerden de olsa 2 milletvekili ile parlamentoya girebiliyorlar.

Balkanlar’da kurulan Türk kolej ve üniversiteleri bölgenin en iyi okulları olarak kabul ediliyor ve Türkiye adına sanki fahri konsolosluk gibi görev yapıyorlar. Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı (TİKA), Balkanlar’ın bugün en faal ve en büyük Sivil Toplum Kuruluşu (STK) olarak sosyal ve kültürel manada büyük projelere imza atıyor, bölge hükümetlerinden büyük iltifat görüyorlar. Yine sayısal manada Balkanlar’ın en büyük STK konfederasyonu niteliğinde olan ve bünyesinde farklı etnisitelerden 47 dernek ve vakfı barındıran MATÜSİTEB, Makedonya’daki Türklerin bir eseri. Türkiye bölgedeki hemen hemen tüm devletlere de askerî, ekonomik, sosyal ve hatta kültürel yardımlar yapmakta.

Tüm bu pozitif gelişmelere ve Türkiye’nin son 6-7 yıldaki atağına rağmen, bölge 70 yıldır unutulduğundan dolayı hâlâ yapılacak şeyler bulunuyor. Türkiye’nin bölgede daha etkin olabilmek için artık 7. güç olarak bilinen diasporasına daha da yakınlaşmaya çalışması gerekiyor. Bazı ülkelerdeki Müslümanlar veya Türkler farklı sebeplerden dolayı bazen kendilerinin bile sorunlarına tam olarak vakıf değiller. Gerek Türkiye’nin buradaki talepleri daha iyi anlayabilmek ve onlara yardımcı olmak, gerekse oradaki potansiyelin bir araya gelerek kendi ülkelerinde daha etkin olabilmelerini sağlamak için önce MATUSİTEB misali bir STK federasyonu oluşturulmalı ve Türkiye de böyle bir birlikteliğe önayak olmalıdır. Ardından bu STK’lar belki bir Balkan Konfederasyonu’na dönüşerek, tüm Balkanlar’ın en büyük STK ve dolayısıyla en büyük baskı grubu olma planına doğru yürümeleri sağlanabilir.

Türkiye’nin yapması gereken bir diğer misyon, heterojen bölgelerdeki Müslüman ve Türkler’in aynı parti çatısı altında toplanması. Örneğin Makedonya’da % 4’ü oluşturan Türkler 3 siyasi partiye bölünmüş durumdalar. Her 3 parti de Türkiye tarafından desteklendiğini iddia ediyor. Ayrıca Türkçe konuşan ve Müslüman olan Rom’lar da ayrı bir partiye sahipler. Bu partilerin tek çatı altında toplanması birinci adımı, ardından da % 26’yı oluşturan ve iki büyük partiye bölünmüş olan Arnavutlar, kendi partileri olan Boşnak ve Müslüman Makedon olan Torbeşler arasında bir eşgüdüm sağlanması ikinci adım olmalı. Üçüncü ve son adımda aynen Avrupa Parlamentosu’nda grubu olan Hıristiyan Demokratlar misali tüm Balkanlar’daki Müslüman partiler arasında yıllık toplantılar düzenlenmeli. Bu sayede 60 milyonluk Balkan nüfusu içinde 8 milyonu bulan Müslümanların partileri birbirlerinin sorunlarını daha iyi anlayabilir ve bölgesel bir çözüm merkezine dönüşebilir. Bölgedeki hemen herkes tarafından kabul edildiği üzere bunu yapabilecek en büyük ve etkin güç yine Türkiye.

Türkiye’nin bölgede yapabileceği en önemli üçüncü mesele de bölge ticaretini canlandırmasına yardımcı programlara ağırlık vermesidir. Tüm Balkan ülkeleriyle Serbest Ticaret Anlaşmaları imzalayan Türkiye’nin bölge ile ticareti sadece birkaç milyar dolar civarında. Balkanların şu an için görünen en büyük sorunu işsizlik ve dar ekonomi. Zaten bölge ülkelerinin AB’ye girmek istemesinin en büyük sebebi de bu. ’91 sonrası bölgeye giren ve özelleştirmelerle devasa fabrikaları özelleştirme adı altında yok pahasına satın alan Fransız, İtalyan, Sloven ve Yunan yabancı sermayesi de post-kolonyal mantalite ile bölge ülkelerine faydadan çok zarar getirdiler. Türkiye’nin hem Türk yatırımcıyı buralara teşvik etmesi gerekiyor hem de bölge insanına yatırım imkânları sunması. Bu sayede zaten Türkiye’ye pozitif önyargı ile bakan Balkan halkları Türkiye’ye daha da yakınlaşacaklardır.
 

KİMLER ÇEVRİMİÇİ

Şu anda 503 ziyaretçi çevrimiçi