BALKAN İNCİLERİ

Rumeliye Yeniden Merhaba

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür
Anasayfa SEÇİLMİŞ YAZILAR - 2. ULUSLARARASI BALKAN KONGRESİ

- 2. ULUSLARARASI BALKAN KONGRESİ

2. Uluslararası Balkan Kongresi Sonuç Bildirisi

Tekirdağ Valiliği öncülüğünde, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM), Doğu-Batı Trakya Belediyeler Birliği ve Namık Kemal Üniversitesi (NKÜ) tarafından 24-26 Nisan 2009 tarihlerinde Tekirdağ da düzenlenen Balkanlarda Sosyoekonomik İş Birliği ve Kalkınma konulu 2. Uluslararası Balkan Kongresinin SONUÇ BİLDİRİSİ açıklandı.

Balkanlar bölgesi Türkiye açısından büyük önem arz etmektedir. Balkanları Türkiye açısından önemli kılan pek çok tarihsel, sosyal, ekonomik ve politik neden mevcuttur. Türkiye, sadece coğrafik açıdan değil, aynı zamanda tarihsel ve sosyokültürel anlamda bir Balkan ülkesidir. Türkiye, Osmanlı İmparatorluğunun mirasçısı olarak bu coğrafyada yaşayan milletlerle derin tarihsel ve sosyokültürel bağlara sahiptir.

Osmanlı İmparatorluğunun zayıflayıp Balkanlardan geri çekilmeye başlamasıyla birlikte Balkanlardan Anadolu ya doğru göç dalgaları başlamıştır. Bu göç dalgaları günümüz Türkiye sinde yaklaşık 7 milyon olarak tahmin edilen Balkan kökenli bir nüfus yaratmıştır. Ayrıca günümüz Balkan ülkelerinde yaklaşık 1,5 milyon Türk ve Türklerin de dâhil olduğu yaklaşık 9,5 milyon Müslüman nüfus yaşamaktadır. Dolayısıyla, Türkiye ile Balkan ülkelerinde yaşayan akraba topluluklar arasında sıkı ilişkiler ve canlı bağlar mevcuttur.  

Balkanlar, ekonomi-politik ilişkiler bakımından Türkiye için son derece önemli bir bölgedir. Özelikle sosyalizm sonrası dönemde Türkiye nin bölge ülkeleri ile olan ekonomik ve politik ilişkileri hızla gelişmiştir. Bölge ülkeleri ile Türkiye arasında üst düzey karşılıklı ziyaretler artmış, bunları takiben çok sayıda ikili ve çok taraflı anlaşmalar yapılmıştır. Ayrıca Türk firmaları sosyalizm sonrası dönemde Balkan ülkelerine yönelmiştir. Böylece doğrudan sermaye yatırımlarında ve karşılıklı ticari ilişkilerde önemli artış kaydedilmiştir. Fakat bu ilişkilerin düzeyi, var olan potansiyele henüz ulaşmış değildir. Ekonomi-politik ilişkilerin ilerletilmesi ve var olan potansiyelin tam olarak gerçekleştirilebilmesi için gerçekçi ve uygulanabilir stratejilerin geliştirilmesi gerekir.

Balkanlar, Türkiyenin Avrupa ile olan ilişkileri bağlamında da büyük önem arz etmektedir. Balkanlar bölgesi, Türkiyenin Avrupaya açılan yoludur. Türkiye ile Avrupa ülkeleri arasındaki bağlantı yolları bu bölgeden geçer. Dolayısıyla, Balkanlar da barış ve istikrar ortamının var olması, hem Türkiyenin güvenliği hem de Avrupa ile olan ekonomi-politik ilişkilerin aksamaması açısından önem taşımaktadır. Bu nedenle, 1923 ten buyana Türk dış politikası, Balkan coğrafyasında istikrar ve barış ortamının var olmasını istemiş ve bunun için sürekli olarak bölge ülkeleri ile işbirliği kurma yollarını aramıştır.

1990 lı yıllar, Soğuk Savaş döneminin sona erdiği ve sosyalist rejimlerin yıkıldığı bir dönem oldu. Bu dönemde Balkan ülkeleri ve toplumları köklü değişim-dönüşüm sürecine girdiler. Balkan ülkelerinin sosyoekonomik yapıları, serbest piyasa ekonomisi çerçevesinde yeniden yapılandırıldı. Bu bağlamda Balkan ülkeleri, serbest piyasa kuralları temelinde işleyen uluslararası ekonomiye entegrasyon sürecine girdi.

Ayrıca bir başka önemli gelişme, eski sosyalist ülkelerin rejim değişikli sonrasında Avrupa Birliği ile entegrasyon sürecine girmeleri oldu. Slovenya 2004 te, Bulgaristan ve Romanya ise 2007 de Avrupa Birliğine katıldılar. Hırvatistan ile Türkiye, halen Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakerelerini sürdüren iki Balkan ülkesidir. Arnavutluk, Sırbistan, Makedonya, Karadağ ve Bosna-Hersek devletleri ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkiler İstikrar ve Ortaklık Anlaşmaları çerçevesinde yürütülmektedir. Bağımsızlığını yeni kazanan Kosova Cumhuriyetinin de en önemli dış politika önceliği Avrupa Birliğine katılmaktır. Dolayısıyla Balkan ülkeleri sosyalizm sonrası dönemde kendi sosyoekonomik yapılarını Avrupa Birliği kriterlerine göre yeniden yapılandırmaya başladılar. Bu süreç halen devam etmektedir. 1981 yılından beri Avrupa Birliği üyesi olan Yunanistan ise, bu konuda diğer Balkan ülkeleri ile paylaşabileceği önemli tecrübelere sahiptir.

Tüm bu yaşanan köklü değişim - dönüşüm süreci beraberinde yeni sosyoekonomik ve politik problemleri gündeme getirdi. Bu problemlerin en yıkıcısı ve acı vereni kuşkusuz yaşanılan savaşlar oldu. Bu savaşların kötü anıları yaşamaya devam ediyor ve problemlerin çözümünü zorlaştırıyor. Ayrıca işsizlik ve yoksulluk gibi sosyoekonomik problemler halen tam olarak çözülmüş değildir.

Tüm bu problemlerin çözülebilmesi ve mevcut potansiyelin en iyi biçimde değerlendirilebilmesi için Balkan ülkeleri arasında sosyoekonomik işbirliği geliştirmek ve sosyoekonomik kalkınma sürecini sağlıklı biçimde sürdürmek gerekir. Sosyoekonomik işbirliği ve kalkınama, Balkanlar da sürdürülebilir barış, demokrasi ve istikrarın temel önkoşuludur.

Böyle bir ihtiyaca cevap verebilmek amacıyla Balkanlar da Sosyoekonomik İşbirliği ve Kalkınma konulu 2. Uluslararası Balkan Kongresi Tekirdağ Valiliğinin öncülüğünde Doğu-Batı Trakya Belediyeler Birliği (TRAKYAKENT), Namık Kemal Üniversitesi ve Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) işbirliği ile 24-26 Nisan 2009 tarihlerinde 12 Balkan ülkesi delegasyonunun katılımı ile Tekirdağ’da düzenlendi. Kongrenin gerek demografik gerekse coğrafi açıdan Balkanlar ve Anadolu nun kesişme noktası ve bir Balkan şehri olan Tekirdağ da düzenlenmesi ise kongreye ayrı bir anlam ve özellik katmıştır.

2. Uluslararası Balkan Kongresi sonucunda aşağıdaki konularda temel ortak görüş birliği oluşmuştur,

1) Balkan ülkelerinde yatırım ve üretim azlığı, üretim teknolojisinde gerilik, sermaye yetersizliği, altyapı eksikliği, işsizlik, yoksulluk ve beyin göçü gibi ekonomik ve sosyal problemler yaşanmaktadır. Sosyoekonomik kalkınmanın sağlanması ve bu problemlerin çözülmesi için bölge ülkeleri arasında sosyoekonomik işbirliği geliştirilmelidir.

2) Balkanlarda sosyoekonomik işbirliği ve kalkınma sürecinin geliştirilmesi önünde üç önemli engel mevcuttur, Birincisi, politik istikrarsızlık, yolsuzluklar, organize suç örgütleri, demokrasi eksikliği ve azınlık meseleleri gibi iç politik ve toplumsal problemler. İkincisi, bölge ülkeleri arasında yaşanılan politik anlaşmazlıklar. Üçüncüsü, bölge dışı aktörlerin  bölgeye hakim olma çabaları. Bu engellere karşı Balkan ülkeleri arasında ortak çalışmalar geliştirilmeli ve ortak politikalar oluşturulmalıdır.

3) Serbest piyasa ekonomisine geçişle birlikte Balkan ülkeleri arasında ticari ilişkiler hızla gelişti. Fakat bu konuda var olan potansiyele henüz tam olarak ulaşılmış değildir. Tüm bölge ülkelerine fayda sağlayacak biçimde ticaret hacminin arttırılması gerekir. Bu amaçla bölge ülkeleri arasında çok taraflı ticaret anlaşmaları yapılmalı, geliştirilmeli ve uygulanmalıdır.

4) Sosyalizmden serbest piyasa ekonomisine geçişle birlikte Balkan ülkeleri ve toplumları dünya ekonomisine ve Avrupa Birliği ekonomisine entegre olmaktadır. Bu entegrasyon süreci ile birlikte yabancı sermaye girişinde ve doğrudan yabancı yatırımlarda hızlı artış yaşandı. Bu süreç desteklenmeli ve devam ettirilmelidir. Çünkü yabancı sermaye girişi ve doğrudan yabancı sermaye yatırımları, sermaye ve üretim azlığı yaşayan bölge ülkelerine önemli kaynak sağlayacaktır.

5) Balkan ülkeleri arasında ayrışmalara ve çatışmalara neden olan ötekini dışlamaya ve baskı altına almaya yönelik radikal siyasal projelere karşı öteki ne saygı gösteren birlikte yaşam projeleri geliştirilmelidir. Birlikte yaşam projeleri, demokratik prensiplere ve tarihten gelen ortak mirasa dayandırılmalıdır.

6) Balkan ülkeleri arasında sorunların ve anlaşmazlıkların barışçıl yöntemlerle çözümü savunulmalıdır. Çünkü sosyoekonomik işbirliğinin ve kalkınmanın birincil önkoşulu barıştır. Bu amaçla, bölge içi çelişkileri ve riskleri azaltacak biçimde ortak politikalar benimsenmeli ve geliştirilmelidir.

7) Balkan ülkeleri arasında sosyoekonomik işbirliği sürecinin devam ettirilmesi ve ilerletilmesi için sadece devlet düzeyinde ilişkilerin kurulması yeterli değildir. Aynın zamanda Balkan halkları arasında sivil ilişkilerin de geliştirilmesi gerekir. Bu amaçla Balkan sivil toplum iletişim forumu oluşturulmalı ve geliştirilmelidir. Böyle bir formun oluşturulmasında ve geliştirilmesinde, bölgedeki sivil toplum örgütleri, üniversiteler ve medya kuruluşları önemli rol oynayacaktır.

8) Sosyalizm sonrası dönemde Türkiye nin Balkan ülkeleri ile ekonomik, ticari ve sosyal ilişkileri hızla gelişmiştir. Bu süreç desteklenmeli ve devam ettirilmelidir.

9) Uluslararası Balkan Kongresi ikincisinin yapılması ile kurumsallaşma sürecinde zihinsel eşiği geçmiştir. Balkanların öncelikli sorunları ve güncel ana temalarla devam ettirilmelidir.

 

KİMLER ÇEVRİMİÇİ

Şu anda 439 ziyaretçi çevrimiçi